16 Temmuz 2019 Salı

DATÇA 10.HIZIRŞAH ETKİNLİKLERİNE DAVET.


26 - 27 - 28  TEMMUZ 2019 Tarihlerinde yapılacak olan 10 Hızırşah Etkinliğimizde sizleri de aramızda görmekten onur ve mutluluk duyarız.

Yönetim Kurulu Adına
 Murat YILDIRIM
          Başkan






Datça Cemevi yararına, KERMESE DAVET


Datça Cemevi yararına,
  KERMESE DAVET
Tüm Halkımız davetlidir.
15-16-17-18 Temmuz 2019
 12.00 – 17.00 Arası
Datça Cemevi
Bülent Ecevit Kültür Merkezi Altı-Migros Yanı



3 Temmuz 2019 Çarşamba

MADIMAK'TA ÖLENLER DATÇA'DA ANILDI.



“2 TEMMUZ MADIMAK KATLİAMI ANMASI VE BASIN AÇIKLAMASI”

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Datça Şubesi ve Datça Demokrasi Platformunun birlikte gerçekleştirdiği Sivas Katliamı 26. Yıl Anma Programı ve Basın Açıklaması 2 Temmuz 2019 Salı günü Datça Cumhuriyet Meydanında yapıldı. Sunuculuğunu Meral SAN ve Özcan BAYRAKTAR’ın yaptığı programda Asım BEZİRCİ ve Metin ALTIOK’un şiirleriyle başladı. Ölenler için yapılan saygı duruşunun ardından isimleri tek tek okundu. Meydanda bulunanların “BURDA” diyerek andığı etkinlikte hazırlanan Basın Açıklaması Leyla DİNÇER tarafından okundu. Hasret Gültekin, Nesimi Çimen ve Muhlis Akarsu’nun türkülerinin yer aldığı etkinliğe, CHP Datça İlçe Başkanlığı, HDP Datça İlçe Başkanlığı, Datça Müzikseverler Derneği, Kadın İş Gücü Derneği, DAÇEV, Eğitim Sen ve birçok STKüyeleri katıldı.


MADIMAK YANIYOR HÂLÂ!

26 yıl önce bugün, 2 Temmuz 1993’te şiirleri, deyişleri, resimleri, kitaplarıyla; nefesleri, semahları, gülüşleriyle;  yine bu şehirde öldürülmüş bir hak aşığını;

“Dost elinden dolu içmiş deliyim/ Üstü kan köpüklü meşe seliyim/ Ben bir yol oğluyum yol sefiliyim/ Ben de bu yayladan Şah’a giderim/ Alınmış abdestim aldırırlarsa/ Kılınmış namazım kıldırırlarsa/ Sizde Şah diyeni öldürürlerse/ Ben de bu yayladan Şaha giderim” diyen ve darağacında, bembeyaz entarisi servi boyuyla bu şehrin onulmaz karanlığını aydınlatan Pir Sultan Abdal’ı anmaya, adlarını onun adına katarak bir şehri aydınlatmaya giden otuzüç can ve onlara hizmet için çırpınan gencecik iki görevli, bir şehirde, bir otelde, adını,  kendisini Anadolu’nun gelmiş geçmiş tüm halklarına cömertçe sunan bir ottan, Madımak’tan alan bir otelde, vahşice öldürüldü! Bir şehirde; Sivas’ta!

Sivas Anadolu’da bir şehrin adı değildir! Aradan 26 yıl geçtikten sonra ne acıdır ki Sivas artık her an her yerdedir!

Daha dün Sivas, Ankara’nın bir ilçesinde, başkentin ortasında, Çubuk’ta, emniyet amirlerinin, generallerin, siyasilerin, onlarca korumanın gözleri önünde ortaya çıkmadı mı? Çubuk’ta, bizzat ana muhalefet partisi liderine karşı yeni bir Sivas provası yapılabilmiş, “evi yakın” nidaları yeniden ekranlara taşınabilmişse, Sivas neresidir? Bu yeni Sivas katliamı girişimini yine birileri birkaç kendini bilmeze bağlamışsa, katliam girişiminin göstermelik bir faili bulunmuş, ötekiler buhar olmuşsa, bu fail hakkında bile  şimdiye kadar hiçbir işlem yapılmamışsa, üstüne üstlük bir de o suçlu elleri öpülüp poz poz fotoğraflar verilmişse, bu fotoğrafları verenlerin ardına düşülmemişse, ardına düşülmediği gibi, saldırganlar bir de yine siyasiler tarafından yiğitlikle, mertlikte taltif edilip saldırıya uğrayan suçlanmışsa, Sivas artık her an, her yerdedir! Değil dirilerimiz, ölülerimiz bile Taybet Anamız gibi sokaklarda kurda kuşa bırakılırken, Hatun Anamızın bedeni, linçci bir güruhun baskınıyla mezardan çıkarılırken, elbette




Madımak hala yanmaktadır!


O katliam otelinin altında kebapçı dükkanı açabilecek, et lokantasına ruhsat verebilecek ve çalıştıracak, o dükkanda et yiyebilecekler var olduğu sürece de Madımak yanmaya devam edecektir! Nihayet oteli kapatıp, Alevilerin müze taleplerine kulaklarını tıkayıp, sözüm ona bilim kültür merkezi haline getirip anma köşesinde en başa katliam zanlılarının adını yazanlar oldukça Madımak yanmaya devam edecektir.

Dünden bugüne, şimdi demokrasicilik oynayıp demokrasi havarisi kesilmekte hiçbir beis görmezken, katliama hala katliam diyemeyenler, katliama hala kaza süsü vermek isteyenler, “şehrimizin adı kötüye çıkarılıyor” diye feveran edip, şehirlerinin cansız adlarını ölülerimizin capacanlı adlarından üstün tutanlar, o şehre canlarını anmaya gelenlere her 2 Temmuz günü yeniden ölüm sıcağı yaşatmaktan geri durmayanlar,  yananlara değil, yakanlara geçmiş olsun diyenler, içeride ateş cana değmişken, “halkımızın burnu bile kanamadı” diye demeç verenler, hükümette olup “ama yetkim yoktu” diye ölülerimizin ağır yükünü üstünden atmaya kalkanlar, bir sosyal medya paylaşımından koskoca örgütler imal edilirken, Sivas Katliamında, tıpkı Hrantımızın katledilmesinde olduğu gibi, örgütü samanlıkta kaybedenler, yargılama süreçleriyle katliamcıları masum ilan edenler, davanın düşmesini ve kapatılmasını hayırlı olsun sözleriyle karşılayıp, bir zamanlar Çorum yanarken Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın diyenler gibi,  katliamcıların yakınları için gözyaşı dökmeyi tavsiye edenler, adalet arayanları ideolojik borazanlıkla suçlayanlar, katliam sanıklarını cezaevlerinde el üstünde ağırlayan siyasiler, onların avukatlarını birer birer ödüllendirip milletvekili, bakan yapanlar ve tüm bu gerçeklerin yüzlerine vurulmasını da bozgunculuk sayanların dünyasında Madımak yanmaya devam edecektir! Çünkü adalet yoksa hukuk da yok!


Aradan 26 yıl geçti. Hala adalet arıyoruz; aramaktan da asla vazgeçmeyeceğiz! Adalet! Sivas’ta katledilenler için! Biliyoruz ki Madımak için tecelli edecek adalet, karanlıktan çıkıp karanlığa karışan ama varlığını herkesin bildiği o zulüm makinasını parçalamayadır! Adalet! Daha dün, elleri ters kelepçeli asfaltlara diziliverenler için! Adalet! Anayasa Mahkemesi kapılarında coplanan analar, babalar için! Adalet! Dinleri, dilleri, renkleri, cinsiyetleri ne olursa olsun, herkes için adalet! Adalet! Şehirlerimizi beyaz torosların teröründen siyah transportırların terörüne teslim etmemek için adalet!
Dünden bugüne sürüp gelen bu linç rejimi, kendi zulümlerini, zalim erkekliklerini, çoğunlukçu iktidarlarını, yağma düzenlerini Aleviliğimizle, Kürtlüğümüzle, Araplığımızla, Ermeniliğimizle; Rumluğumuzla, Süryaniliğimiz, Lazlığımız, Romanlığımız, Çerkesliğimizle; yerleşikliğimizle, mülteciliğimizle, akla geldik gelmedik kimliklerimizle, yönelimlerimizle, türlü türlü hallerimizle aklamaya, kendilerini aidiyetlerimizin arkasına saklamaya çalışanların rejimidir. 


Bu rejimin karşısında onların kabusu gibi, eşitlik talebimizi yükseltmekten vazgeçmeyeceğiz! Çünkü biliyoruz ki en büyük adaletsizlik en büyük eşitsizliktir! En büyük eşitsizlik, en büyük adaletsizlik! Bir Kürd’ün eli kesilse, bir Türk’ün eli kanamadıkça, bir Ermeni’yi öksürük tutsa, bir Rum hasta olmadıkça, bir Alevi’nin gözyaşı, bir Sünni’nin gözünden akmadıkça, ondan ona, ondan ona, elden ele elden ele, dilden dile dilden dile, eşitlik yoksa adalet de yok! Kim Alevilerin kapılarına çarpı işareti atarsa atsın, kim Ermeni mezarlıklarını parçalayıp evlerinde bıçaklarsa bıçaklasın, kim son Süryanilerimizi de kovmaya çalışırsa çalışsın, kim son Rumlarımızın valizlerini toplamaya cüret ederse etsin, kim sokaklarımızı, plajlarımızı mültecilerimize kapatmaya çalışırsa çalışsın; hepimiz her yerde olmaya devam edeceğiz; bu, en başta yetmişiki milleti bir gören biz Alevilerin, Koçgiri’den Dersim’e, Elbistan’dan, Malatya’ya, Ortaca’dan, Maraş’a, Çorum’dan, Sivas’a, Gazi’ye…yitirdiğimiz canlarımıza borcumuzdur! Çünkü biliyoruz “ki bu dünyada, bu zulüm… açsak, yorgunsak, al kan içindeysek, şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak,” demeye de dilimiz varmıyor ama bizim yüzümüzden; “kabahatin çoğu bizim.” Hepimizin! Evet bugün hüzünlüyüz ama “en büyük muhalefetimiz hüznümüzdür de!” Sivas’ta yitirdiğimiz hak aşığımız Muhlis Akarsu’nun dediği gibi “ölü gidip sağ geleceğiz” ve madem ki kabahatin çoğu bizdedir, “yaramıza acı bir tuz vuracak” kimseyi beklemeyeceğiz! Yara bizdeyse, tuz da bizdedir! Yara birimizdeyse, hepimizdedir! Canlarımızdan Metin Altıok’un söylediğince, onlardan bize bir büyük boşluk kaldı, onlardan bize, alınlarını dayadıkları yerde ve biz, hepimiz o büyük boşluğu kendimiz doldurmadıkça, o karanlığın güçleri doldurmaya devam edecek! Biz, bu coğrafyanın cümle toplulukları, cümle ezilenleri, sayımız bire de düşse, buna izin vermeyeceğiz!

Ya hep beraber, ya hiçbirimiz!

DATÇA DEMOKRASİ PLATFORMU

FOTO GALERİ:

















21 Haziran 2019 Cuma

DATÇA CEM EVİ'NDE HAYIR LOKMASI VERİLDİ



DATÇA CEM EVİ'NDE HAYIR LOKMASI 

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cem Evi  üyesi BEDRİYE ÇETİNKAYA'nın  vefatının 2.Yılında 16 Haziran 2019 Pazar günü saat 14.00’de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cem Evi'nde hayır lokması verildi.
Devri daim olsun.

Geniş bir katılımın sağlandığı Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cem Evi'ndeki hayır lokmasından sonra Babalar Günü Etkinliği Yapıldı.

FOTO GALERİ:










12 Haziran 2019 Çarşamba

DATÇA’DA DÜNYA ÇEVRE GÜNÜ FARKINDALIK ETKİNLİĞİ


DATÇA CEM EVİ'NDEN ÇEVRE TEMİZLİĞİ

Datça’da Alevilerden çevre temizliği

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cem Evi  “Dünya Çevre Günü” sebebiyle, her sene olduğu gibi bu sene de farkındalık kazandırmak ve çevremize, doğamıza sahip çıkmak adına 6 Haziran 2019 saat 8’de

Eski Hastane Altı Plajından Villa Datça’ya kadar olan sahilde vakıf yöneticilerimiz, üyelerimiz, eşleri ve çocuklarıyla birlikte temizlik çalışması yaptık. 10 torba çöp topladığımız etkinlikte zaman zaman vatandaşlar da etkinliğimize destek verdi. 

FOTO GALERİ:



MAYIS’IN SOLAN GÜLLERİ DATÇA’DA ANILDI



Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevitarafından hazırlanan “Mayıs’ın Solan Gülleri” programı 31.05.2019 Cuma günü Datça Cem Evi’nde yapıldı.

Slayt gösterimi ile başlayan etkinlikte Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi  Başkanı Murat Yıldırım, açılış konuşması yaptı. Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan, Terzi Fikri gibi Mayıs ayında yitirdiğimiz canlarla ilgili Av.  Günay Çelik’in geniş bir sunum yaptığı program, Halk Müziği dinletisi ve gelen lokmaların paylaşımı ile sona erdi.  


HACIBEKTAŞI VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI DATÇA ŞUBESİ CEM EVİ BAŞKANI MURAT YILDIRIM’IN MESAJI: MAYIS’IN SOLAN GÜLLERİ


Mayıs ayı baharda açan çiçeklerin ve bereket dolu bitkilerin, buğday başaklarının filizlenerek dara durduğu en güzel ay. En güzel zaman derler Mayıs için.Çiçeklerin ve kuşların hayatın tadına vardığı solmaya ve ölüme en uzak zaman gibidir aslında.

Ancak işte böylesi yaşam coşkusu ile dolu bir zaman da yitirdik ülkenin demokratikleşmesi ve özgürleşmesi için mücadele eden gençlerini.

Nurhak’ta öldürüldü Kadir Manga. Sinan Cemgil ve Alparslan Özdoğan’la birlikte. 68 kuşağının öncülerinden son derece iyi eğitimli idealist ve yurtsever devrimci gençlerdiler. Bu ülkede ezilen işçiler ve köylüler için canını ortaya koyuşlardı. Denizlerin Gemerek’te yakalanmaları üzerine arkadaşlarının özgür bırakılması talebiyle Adıyaman civarındaki Nurhak dağına çıkmış ve ne yazık ki, uğruna mücadele ettikleri köylülerce jandarmaya ihbar edilmişlerdir. 31 Mayıs 1971 de çıkan çatışmada öldürüldüler.

Yıl 1972 idi, mayısın altısını gösteriyordu takvimler. Deniz Gezmiş Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan. 27 Mayıs 1960'da askerin darbeyle yönetime el koymasından bir yıl sonra Menderes, Zorlu ve Polatkan’ın idam edilmesinin ardından sağ kanattan yükselen "intikam" çağrıları sonrası tek suçları “tam bağımsız Türkiye” demekkenTBMM’de  "3 e 3" bağırışları arasında idamları onaylanan Darağacındaki üç fidan…

18 Mayıs 1973 ’tü tarih. Ocak ayında Çemişgezek’te girdiği çatışmada yaralanan, 5 gün süren kaçaklığın ardından yine bir ihbarla yakalanan ve yaralı olduğu halde yürütüldüğü için ayakları donan İbrahim Kaypakkaya ölümü kucaklamıştı bu defa. O İbrahim ki, donmuş ayaklarının kesilmesine izin vermediği halde ilaçla uyutularak ayakları kesilmişti. Diyarbakır cezaevinde işkencede insan onurunu savunarak; direncin karşısında zulm edenin aciz kaldığını, işkencenin gücünü yitirdiğini gösteren bir yürek, halka bağlılık ve ölüme direnişiyle efsaneleşen bir önderdi…
Mayısta toprağa düşen gençlere çok geçmeden birlikte 6. Filo’ya karşı eylemlerde yer alan abileri Terzi Fikri de katıldı. Ordu Fatsa'nın devrimci belediye başkanı, Türk solunun öncü ismi Fikri Sönmez. Karadeniz bölgesinin emekçi ve köylüleri ile mücadele yürüten ve bu mücadelesi nedeniyle 50’nin üzerinde kişinin katledildiği Çorum Katliamı sırasında Başbakan Demirel, tarafından “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın” ifadeleriyle hedef gösterilen Terzi 11 Temmuz 1980’de başlatılan “Nokta operasyonu” ile gözaltına alındı. Hayatının geri kalanı cezaevi koşullarında, işkenceyle geçti ve 4 Mayıs 1985’te kalp kriziyle yaşama veda etti.

Yaşamları ve mücadeleleri ile her biri birer yıldız olan bu güzel insanlarımıza ağıt yakan, özgürlüğü, mücadeleyi, sesiyle bağlamasıyla, mızrap mızrap örgütleyen yaşamı sıkıyönetim mahkemeleri, cezaevleri ve sıla hasretiyle geçen ünlü halk ozanımız Mahsuni Şerif’te Mayısta yitirdiğimiz değerlerimizden. 'Elhamdülillah Kızılbaşım ve Laikim. Ben değil yedi sülalem kızılbaştır. Bir suç varsa oda dedemdedir! " dediği için, hakkında DGM tarafından açılan dava 7 Mayıs 2002 günü vefat ettiğinde henüz sonuçlanmamıştı.

Tüm kire, kana ve namertliğe karşı bize yüreğimizi karartmamayı ve masumiyeti öğreten ve bir mayıs ayı çıkıp giden… Geleceğimizi tiranlara ve zalimlere kaptırmayalım diye halkımıza bir özgürlük mirası bırakarak geleceğimizi aydınlatmak için solmak pahasına “Devrimciliğin olanca ateşini” yakan mayısın tüm güllerini saygı, minnet ve özlemle anıyoruz.

HACIBEKTAŞI VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI
DATÇA ŞUBESİ CEMEVİ BAŞKANI
MURAT YILDIRIM




AV. GÜNAY ÇELİK’İN MESAJI

 Değerli dostlar; farklı yılların  Mayıs aylarında katledilen canlarımızı, yitirdiğimiz aydınlanmacıları hatırlatmak ve bu yaşanmışlıkları yeni kuşaklara anlatmak amacıyla düzenlediğimiz etkinliğe hoş geldiniz.Amacımız yaşanan bu travmaları unutmadığımızı,unutturmayacağımızı dile getirmektir. Şimdi farklı yılların Mayıs aylarında ki  yaşamışlıkları sıralı olarak hep birlikte anımsayalım.
   . Yıl 1 Mayıs 1977. 500.000 kişi Taksim Meydanında; Dünya Emek ve dayanışma Bayramını kutlamak amacıyla toplanmıştı.DİSK Genel Başkanı Kemal TÜRKLER konuşmaya başladığı sırada önce birkaç dakika arayla  iki el silah sesi duyuluyor,yaşanan paniğin ardından sular idaresi ve İntercontinetal (Marmara Oteli)Otelinden uzun namlulu  silahlarla Miting meydanındaki kalabalığın üzerine ateş edilmeye başlanıyor,ayrıca bir Panzer işçilerin üzerine su sıkarak ve onları ezerek saldırıyor.Beyaz renkli bir Renault marka araçtan insanların üzerine ateş ediliyor ve Kazancı yokuşu bir Kamyon ile kapatılarak o yöne kaçışların önlenmesi sağlanıyor .Bu yaşananların sonucunda 5 kişi kurşun yarasıyla,bir kişi Panzerin altında kalarak ve 28 kişi ezilerek hayatını kaybediyor.126 kişi yaralanıyor.Bu olay tam olarak aydınlatılmadı,failler bulunamadı yada bulunmak istenmedi.Yani gizli bir el olayın üzerine gidilmesini engelledi.Ama bu olay emekçilerin ve aydınlamacıların içinde kanayan bir yara olarak kalmaya devam edecek, asla unutulmayacak ve unutturulmayacaktır.


   .Şimdi sizlere bir başka yaşanmışlıktan söz etmek istiyorum. Yıl 1979 yer Fatsa.Yerel seçimlerde diğer Partilerin aldığı toplam oydan fazla oy alarak Fikri SÖNMEZ  Belediye Başkanı seçilir.Namı diğer adıyla Terzi Fikri sol-Sosyalist kültürden gelen,1978-79 yıllarında “Fındıkta sömürüye son” Mitinglerinin örgütleyicisi Devrimci bir insandır.Belediye Başkanı seçildikten sonra halkın yönetime doğrudan katılımını sağlamak amacıyla seçim yapılmak suretiyle komiteler oluşturuyor,her iki ayda bir binlerce kişinin katılımı ile değerlendirme toplantıları yaptırarak yapılan işler değerlendiriliyor ve aksaklıklar bu toplantılarda tespit edilip düzeltilme yoluna gidiliyordu.Burada yapılanları kapsamlı bir biçimde anlatmak zaman açısından olanaklı değil.Kısaca halkın yönetime katıldığı ,katılımcı Belediyeciliğin uygulandığını söyleyebiliriz.Düzenin bundan ne kadar rahatsız olduğunu bir örnekte görebiliriz.Dönemin Başbakanı Süleyman Demirel’e “Çorumda neler oluyor” sorusu sorulduğunda;”Siz Çorumu bırakın Fatsa’ya bakın” cevabının verilmesinde bu rahatsızlığın hangi noktalara geldiğini  görebiliriz.  11 Temmuz 1980 tarihinde Askeri operasyonlar başlatıldı. Fikri SÖNMEZ tutuklandı ve aylarca süren işkencelere maruz kaldı.12 Eylül darbesi koşullarında Cezaevi direnişlerine öncülük etti. Bunca mücadeleye dayanamayan bedeni iflas etti ve  4 Mayıs 1985 tarihinde Amasya cezaevinde  yaşama veda etti. Aramızdan ayrılışının 34.yıl dönümünde Fikri SÖNMEZ’İ saygı ve minnetle anıyor, halk ve emekten yana mücadelesi önünde hürmetle eğiliyorum.



 6 Mayıs hepinizin bildiği gibi kutsal Hıdır İlyas kutlamalarının yapıldığı gündür. Yurdun dört bir yanında halk bu günü kendi inançları doğrultusunda çeşitli etkinliklerle anar.Halkın kutsal bildiği bu gün aynı zamanda 47 yıldan bu yana içimizi yakan acı bir olayın yaşandığı gündür bizim için.6 Mayıs aynı zamanda gencecik üç fidanın;Deniz Gezmiş,Hüseyin İnan ve Yusuf Aslanın katledildikleri tarihtir.Onlar yoksul halktan ve emekten yana tavır koyan,Emperyalizme hayır diyen,kendilerine huzurlu ve mutlu bir yaşam oluşturma projeleri yapmak yerine yaşamlarını yoksul halka adayan fidanlardı.Onlar altıncı Filo askerlerini Dolmabahçe de denize döktükleri için katledilirken,onlara ve arkadaşlarına bu eylemlerinden dolayı saldıranlar bu gün iktidarın bütün olanaklarından faydalanarak saltanatlarını sürdürüyorlar.Yani onlar Emperyalizme karşı bağımsızlık mücadelesi verdikleri için bedelini canlarıyla ödediler ama egemen güçlerin maşası olanlar bu gün keyif içinde saltanatlarını sürdürüyorlar.Bu ne yaman çelişkidir.Bakın ,Atilla İlhan mısralarıyla bu acıyı nasıl dile getiriyor ;

Bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı

Güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı
Hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı
Gittiler akşam olmadan ortalık karardı..

Deniz GEZMİŞ, Hüseyin İNAN ve Yusuf ASLAN 6 Mayıs 1972 Yılında Katledildiler.Anıları yolumuzu aydınlatmaya devam ediyor.Ayrıca onların Avukatı ve Ağabeyleri Av. Halit ÇELENK 5 Mayıs 2011 tarihinde aramızdan ayrıldı.Halit ÇELENK’İ saygı sevgi ve hürmetle anıyorum.
  .17 Mayıs 2002 tarihinde aramızdan ayrılan Aşık Mahzuni ŞERİF’İ aramızdan ayrılışının 17.yılında anmadan ve anlatmadan geçmek olmaz. Hepinizin bildiği gibi aşıklık yada ozanlık geleneğinde; toplumun  kültür alışkanlıklarını, yoksul ve ezilenlerinin  sömürüye  karşı direnişlerini, töre ve gelenekleri, inançları, önemli yaşanmışlıkları, kuşaktan kuşağa Sazıyla sözüyle yada yazarak aktarmayı ilke edinen bir anlayış vardır.

     Anadolu coğrafyasında bu gerçekleri; canının yanacağını bile bile söyleyebilen ozanların yaşadığını hepimiz biliriz. Onlar ,savaş meydanlarında göğüs ğöğüse çarpışan cengaverler kadar,hatta onlardan daha cesurdurlar. Çünkü bir askerin üstleri tarafından verilen emir gereği, savaş meydanına gitme zorunluluğu vardır. Oysa bir ozanın böyle bir zorunluluğu yoktur.Haksızlığı ve ezilmişliği dile getirmeyi başkalarının iradesiyle değil kendi iradesiyle seçmiştir.

İşte çağımızın Pir Sultanı sıfatını hakkeden ve yukarıda sıraladığımız meziyetleri kendisinde barındıran en önemli ozandır Aşık Mahzuni.

1950 li yılların Radyoların da Amerikan dostluk şarkıları söylenirken;”Defol git benim yurdumdan/Amerika katil katil” diyebilme cesaretini gösteren, Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslanın İdamlarını içine sindiremediği için dönemin Başbakanına“Musa isen turi Sinan / Haktan gelmişidi inan/Yesin seni yilan çiyan/Erim erim eriyesin/sürüm sürüm sürünesin.”diyebilen, yoksulların sesi olup tamda günümüzü anlatan “Yoksulun sırtından doyan doyana/Bunu gören yürek nasıl dayana/Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/Bilmem söylesemmi söylemesem mi” diyebilen,İbrahim Kaypakkayayı ihbar ederek yakalatan Cafere “Mama verdik dert büyüttük/Arpa ile oruç tuttuk/Seni bile adam ettik/Tuuuh Allah belanı versin/Cafer Cafer Cafer Cafer/” Diyerek tepkisini gösteren Aşık Mahzuni Şerif; sizce günümüzün Pir Sultan Abdal’ı sıfatını hak etmiyor mu.

  Tüm yaşamı boyunca baskı ve sömürü düzenine eğilmeden bükülmeden karşı durmuş bu duruşunun bedelini fazlasıyla ödemiş Ozanımızın anısı önünde saygıyla eğiliyorum.



Türkiye sol hareketinin önde gelen isimlerinden İbrahim KAYPAKKAYA 24 ocak 1973 yılında Çemişgezek ilçesinde çıkan bir çatışmada yaralanır. Beş gün civar köylerde saklanır.Bir Öğretmenin ihbarı üzerine yakalanır.Yaralı olarak soğuk Kış koşullarında çıplak ayalarıyla yürütülür.Donan ayaklarının kesilmesine direnir ama yemeğine konan ilaçla uyutulur ve ayakları kesilir.İyileştikten sonra işkence edilerek,örgütüyle ilgili bilgi alınmaya çalışılırsa da;ne kendisini nede örgütünü bağlayan hiçbir bilgiyi işkencecilere vermez ve işkence sırasında yaşamını yitirir.Parçalanmış cesedini bir çuvala koyan Baba bir hamal ile anlaşır,hamal; “ Amca bu çuvalda ne var “ deyince ,Babası “Oğlum solcuydu,işkencede öldürüldü.Çuvalın içinde oğlumun cesedi var” deyince,hamalın gözleri dolar ve “Yükün çok ağır.Ben senden para alamam” der ve ağlayarak oradan uzaklaşır.18 Mayıs 1973 tarihinde insanlık dışı  işkencelerden geçirilerek katledilen  ve günümüzde bile Mezarının ziyaret edilmesi sakıncalı görülen ”Ser verip sır vermeyen” yiğit İbrahim KAYPAKKAYA ‘YI ,saygı  ve minnetle anıyorum.


  .18 Mayıs 2009  yılında kaybettiğimiz;Tıp alanında Lepra ile yaptığı mücadele ve Anadoluda yoksul kız çocuklarını eğitim ile buluşturan Prof.Dr. Türkan SAYLAN’I saygı ve minnetle anıyorum.
  .22 Mayıs 2014 tarihinde Ok Meydanı Cem evinde Polis kurşunuyla katledilen Uğur KURT’U saygıyla anıyorum.



Yine 1980  28 Mayıs ta  başlatılan,Temmuz ayının ilk haftasına kadar devam eden Çorum Katliamının ,içimizde kanayan bir yara olduğunu hatırlatmak isteriz..        
Şimdi size Çorum katliamının nasıl başlatıldığını, yaşanan travmayı  ve sonrasında neler olduğunu çok özetlenmiş haliyle anımsatmak istiyorum. 1980 Bahar aylarında Amerikan büyük Elçiliğinde görevli CİA ajanı Robert Alexsander Pack; gerekçesi kamu oyu ile paylaşılmadan Çorum’a giderek yerel ve kamu görevlileri ile görüşür.Daha sonra Tokat ve Amasya da görüşmeler yapar.Bu;Çorum ile ilgili hazırlığı önceden yapılan katliam senaryosunda Amerikan parmağının olduğunun açık kanıtıdır.Ardından gündeme konacak senaryo ya karşı çıkması ihtimali olan Vali,Emniyet Müdürü,Milli Eğitim Müdürü ve onlarca Polis bölgeden uzaklaştırılır.Bu ve buna benzer hazırlıklar tamamlandıktan sonra  19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramında kız Öğrencilerinin kıyafetleri bahane edilerek ,”İslamcı Gençlik” imzalı bildiri dağıtılır.27 Mayıs 1980 tarihinde Gün Sazak’ın öldürülmesi bahane edilerek bir gün sonra olayların başlangıç fitili ateşlenir.”Kana Kan,intikam” Sloganıyla başlatılıp Temmuz ayının ilk haftasına kadar devam eden olaylarda Kent Merkezinde Alevi ve Solculara ait Ev ve İş yerleri tahrip edilmiş,kırsalda yollara barikatlar kurularak ,ele geçirdikleri Alevileri insan vicdanının kaldırmayacağı işkencelerden geçirerek  katletmişlerdir.Bütün bunları yaparken Sünni inanışa mensup vatandaşları yanlarına çekebilmek ve yapılanları meşru göstermek için kamu araçlarından yapılan anonslarla, bildirilerle,Camiler den yapılan anonslarla  ve TRT de  “Aladdin Camisine patlayıcı madde atıldığını ve camiye ateş edilmesi sonucu olayların başladığı “ yalanını yayarak algı oluşturulmaya çalışılmış ve Cihat çağrıları yapılmıştır.1980 Temmuz ayının ilk haftasında olaylar bittiğinde ortaya çıkan bilanço 57 ölü,200 yaralı ,tahrip edilerek yakılan 300 ev ve işyeridir.Nedendir bilinmez ama Çorum katliamı, kamu oyundan adeta gizlenmiş ve gereken tepki gösterilmemiş yada engellenmiştir. Olaylardan sonra büyük bir Alevi nüfusunun bölgeyi terk ettiği bilinmektedir. Bu katliam; hala Alevilerin ve duyarlı yurttaşların içinde kanayan yara olmaya devam ediyor. Çorum katliamı ile ilgili açılan  davalarda Adalet yerini bulmamış ve sonuç tam bir fiyasko olmuştur.

Biliyorum; içimizden “Amma Mayıs ayıymış” diyoruz ama farklı yılların  Mayıs ayında yaşanan acılar anlattıklarımızla sınırlı değil.31 Mayıs 1971 yılında Nurhak Dağlarında katledilen Sinan CEMGİL,Alpaslan ÖZDOĞAN ve Kadir MANGA’YIDA unutmadık,unutturmayacağız.Son olarak 28 Mayıs 2013 tarihinde başlayan gezi Direnişi süecinde katledilen canlarımız; Mehmet AYVALITAŞ’I,Abdullah CÖMERT’İ,İrfan TUNAY’I,Selim ÖNDER’İ,Etem SARISÜLÜK’Ü,Zeynep ERYAŞAR’I,Medeni YILDIRIM’I,Ali İsmail KORKMAZ’I,Ahmet ATAKAN’I,Serdar KADAKAL’I ve Berkin ELVAN’I  sevgiyle, saygıyla anıyor,Mayısta solan güllere, hepimizin adına bulutların ötesine karanfiller gönderiyorum.Mayıslarda başka acıları yaşamama dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.


                                                                           
 Av. Günay ÇELİK








13 Mayıs 2019 Pazartesi

DATÇA CEM EVİ’NDE ANNELER GÜNÜ ETKİNLİĞİ YAPILDI



Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cem Evi 12 Mayıs 2019 Pazar günü Anneler Günü Etkinliği düzenledi.

Açılış konuşmasını Cem Evi Başkanı Murat Yıldırım yaptı. Başkan Yıldırım konuşmasında;  aramızdan ayrılan annelerimizi ruhları şad olsun ve  Cennet Annelerin ayakları altındadır diyerek  tüm annelerin anneler gününü kutladı.


Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cem Evi tarafından bu yıl seçilen YILIN ANNESİ AVUKAT GÜNAY ÇELİK’de konuşmasıyla Annelerimizi anlatarak çok teşekkür etti.


FOTO GALERİ