5 Temmuz 2021 Pazartesi

Datça Cemevi 5.olağan Kongresi Yapıldı.

 Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi’nin Pandemi nedeniyle iptal edilen 5. Olağan Kongresi 11.07.2020 Cumartesi günü̈ Datça Hızırşah Kültür Evi bahçesinde gerçekleştirildi.

Açılış konuşmasını başkan Murat Yıldırım’ın yaptığı kongrede, Divan başkanlığını Can Kaya, Başkan Yardımcılığını Hüseyin Ekinci, Kâtip üyeliği Ekrem Yıldırım seçildi.  İki listenin secime katıldığı kongrede Murat Yıldırım’ın verdiği liste 23 oyla yeniden yönetime seçildi.

Saygı duruşu ve basın açıklamasının ardından program sona erdi.






















2 Temmuz Sivas Katliamının 27. Yılı Anması

 02.07.2020 Tarihinde 2 Temmuz Sivas Katliamının 27. Yılı sebebiyle Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Datça Şubesinin öncülüğünde Datça Demokrasi Platformu Datça Cumhuriyet Meydanında basın açıklaması yaptı.

Sunuculuğunu Özcan Bey ve Hülya Hanım’ın yaptığı törende, Basın Açıklaması Leyla Dinçer tarafından okundu.


Basın Açıklamasında CHP Datça İlçe Başkanı Aytaç Kurt, HDP Datça İlçe eş başkanı Hülya hanım ve ilçe yöneticisi Hürriyet Karadeniz, ÖDP Datça temsilcileri, Emek San Datça Şubesi Başkanı Hüseyin Sarı, Eğitim Sen temsilcileri, Datça Kent Konseyi Başkanı Hayriye Balkan, CHP Kadın Kolları Datça Başkanı, HBVAKV Datça Şubesi Cemevi Yönetici ve üyeleri, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Datça Şubesi Yönetici ve üyeleri ve bir çok sivil toplum örgütleri hazır bulundu.










27. YILDA DA ADALET

İşte yirmi yedi yıl oldu! İşte bir kez daha, adı Cumhuriyet olan bu meydanda, bizim adımıza birilerinin oldukça asla bizim olmayan bir Cumhuriyet değil, hiç kimsenin oldukça bizim olacak bir Cumhuriyet için, “utancımızla bilenmeye” buradayız. Hep birlikte hatırlıyoruz; bugün 2 Temmuz; bir şehirde, bir otelde, adını,  kendisini Anadolu’nun gelmiş geçmiş tüm halklarına cömertçe sunan bir ottan, Madımak’tan alan bir otelde, otuz beş can vahşice katledildi! Bir şehirde; Sivas’ta! Adlarını asla unutmayacağız. Nasıl unutabiliriz ki “Ülkenin her yerinde ölüler dolaşıyor, sokaklarda, aramızda dolaşıyorlar, birden karşımıza çıkıyorlar en beklenmedik anlarda.” Ölülerimizin katillerine asla “utanın” demeyeceğiz, çünkü utanç ölülerimizin bize, büyük insanlığa mirası ve bizim onlara borcumuzdur! Sivas’ta Madımak’ın ateşine, Gazi’de çöp tenekesinin yanında vurulup düşene, Hatun anamızın boş mezarına, Taybet anamızın kurşun sesleriyle dolu boş sokağına, Çorum’un işkence merkezi hastahanesine her baktığımızda utancımız başımızı eğsin, cesaretimiz göğe değsin diye buradayız, bir kez daha. Bir kişi de kalsak, bir kez daha, bir kez daha! Utancımızın beslediği cesaretimiz sürdükçe Sivas’tan Gazi’ye, Dersim’den Diyarbakır’a bucaktan bucağa, uçtan uca, “ölülerimize borcumuzu ödeyeceğimiz gün yaklaşıyor.”

“Takvimlere ve haritalara korkmadan bakacağımız bir zamanımız olacak mı bir gün? (…) Temmuz‘a baktığımızda yok olacak mı üzerinde tüten o uğursuz duman, sadece mevsimlerin gidişini izleyebilecek miyiz bir gün içimiz acımadan? Bir takvime bakarak bile delirebilir insan. “Bir mendil niye kanar” bilemeyiz ama takvimlerin niye kanadığını biliyoruz, günlerin yandığına şahidiz. Sözün utancına, seyirlik katliamlara, insanın öldüğü ana şahidiz.” O yüzdendir ki “Öfkemizi kınında hazır tutuyoruz, hiç yüz vermiyoruz unutuşa, içimizi rahatlatacak bütün reçeteleri, 2 Temmuz’daki ocağın içine atıp yakıyoruz ve o yangını içimize çekiyoruz. Ağlamıyoruz artık, yangını içimize çekiyoruz,” öfkemizi harlamak için.

Peki ama öyleyse göstermelik de olsa Sivas’ın katilleri sözüm ona yargılanırken, mahkeme kapılarında üstlerine polislerin saldırdığı ailelerin yanında neden kimse yoktu? Roboski anneleri Meclis’in kapılarından kovulurken, kim yalnız bıraktı onları? Hande Kader’in yakılmış cesedi Zekeriyaköy’de bulunduğunda cesedini teşhis eden kaç kişiydik? Bırakın Madımak’ın alevleri göğe yükselsin, madem ki Sünni Müslüman değildir; bırakın Roboski’de katırlar, çocuklar bombalanadursun, madem ki katırlar bile Türk katırı değildir; bırakın Hande’nin et kokusu burnumuzdan eksik olmasın, madem ki hetero değildir! Ama biz yine de inanmaya devam edelim “Büyük İnsanlığa”, öyle mi? Hani şu “sekizinde işe gidip yirmisinde evlenen”, evlendiği gece karısını döven, açlıktan, işsizlikten, COVİD’den, “kırkında ölen”, “ekmeğin, pirincin, şekerin” elbette elbette “okulların, öğretmenlerin, kitapların, üniversitelerin” “kendisinden başka herkese yettiği” şu “Büyük İnsanlığa.” Artık umudu bile parsel parsel satılmış, bir yandan gözyaşlarıyla boş cebini gösterirken, bir yandan hala kendi cebini boşaltanlara oy vereceğini söyleyen büyük insanlığa! Neden? “Çünkü umudu var büyük insanlığın.” Neden? Çünkü umutsuz yaşanmıyor! Evet, umut! Kaybedilmiş evlatlarımızın kemiklerinin bir gün posta kargosuyla evimize geleceğine dair tükenmeyen umut! Mutlu olacağız kargodan çocuklarımızın kemikleri çıktığında. Mutlu olacağız elbette, o kemiklerin Kilyos’ta bir kaldırımın altına kutu kutu gömülmediğine şükrederek! Evet, umut! Güpegündüz kimliği belirsiz, faili belli bir dozerin mezarlarımızı dümdüz etmeyeceğine umut! Parçalanan her bir mezar taşını evladımız diye bağrımıza basarak mutlu olacağız: Hiç değilse evlatlarımız hala toprağın altında, şanslıyız gömebildik bir zamanlar: Mezarlık kapılarını tutup cesetlerimizi yakacaklarını çarşaf çarşaf ilan ederken birileri ve Maraş’ta yitirdiğimiz canların mezarı bile belli değilken. Evet, umut: Aile boyu silahlandıklarını açıkça söyleyip ölüm listelerinin hazır olduğunu beyan edenlerin listesinde belki de bizim adımız yoktur! Ve asla bizim çocuklarımız olmayacaktır ölüm oruçlarıyla yürüyüp giden mezarsız bırakılan ölüler! Umudumuz var, evet: ne de olsa barış isteyenleri üniversitelerden atıp açlığa mahkum edenler, kendi üniversitelerine sıra gelince Maocu olmasa da devrimci olduklarını keşfediyorlar bir gecede! Ne onun gibileri, ne kadınların fıtratına uygun meslek arayıp duranları, unutmuyoruz! Ama unutmadıklarımız içinde kesilip atılmış bir tırnak kadar değerleri yok. Asıl unutmadığımız, unutmamamız gereken borcumuz, borçlarımızdır! Ölülerimize karşı borçlarımız! Tarihe karşı borcumuz!

“Takvime bakıyoruz, günlere kazınmış dehşetler görüyoruz, takvime bakıyoruz, aktığını sandığımız zamanın aslında suç anlarında asılı kaldığını görüyoruz, borcumuz sadece ölülere değil, tarihe de; ölüler aramızda yaşadıkça ve adalet diye bağırdıkça kurtulmayacak tarih
yakalandığı ağdan.” Muktedirler, tarihi yakalandığı bu ağda sonsuza kadar çırpınan bir balık misali tutmak için suç tanelerini bir tespih gibi dizip bize ilahi adaletin adresini gösteriyor; Sivas’ın katilleri bir bir affedilip sırtları sıvazlanırken; sözüm ona aranıp dururken askere gidip karakolun yanındaki evlerinde huzur içinde yataklarında ölürken!

Kendi suçlarını yasalardan ve hukuktan kaçırıp Allah affetsin’e havale edenler, kendilerine yönelik en küçük bir eleştiriyi bile teröristlikle damgalayıp suç ilan ederek cezaevlerini doldurmakla yetinmiyor; hukuk mekanizmasını yasalarda olmayan suçları icat eden bir mekanizmaya dönüştürüyor. Artık muktedir şebekenin üyelerinden biriyle ilgili eleştiri yapmanız gerekmiyor suçlu sayılmak için, övmemeniz yetiyor da artıyor bile! Susmamızı istemekten çoktan vazgeçtiler! Artık onların istediği gibi, onların gönlüne ve çıkarlarına göre konuşmamız zorunlu! Bugün barolar bu yüzden parçalanıyor! İktidara göre konuşmamakta inat edenlere karşı, iktidarın ağzından konuşan barolar yaratmak için! Ölülerimiz bir yana; teste, tedavi imkanlarına, hatta hasta olduğunu kabul ve beyan etme lüksüne bile sahip olmayan bizler, Corona’ya kurban edilen, edilmeye hazırlanan bizler, mucize eseri işten atılmamışsak, her gün işe gitmek zorunda kalan bizler, ez cümle bu düzenin “ıskartaları”, yerimizi almaya hazır milyonlarca genç işsiz kapılarda yığılmışken genci yaşlıya düşman eden bu zihniyet, işte bu yüzden  Tabipler Birliğine de kulaklarını tıkıyor; alıyla sarısıyla kendisi gibi konuşmayan sendikaları yok saydığı gibi; tarım işçilerinin cesetleri yolları saçılıyormuş, ne gam, halk plajları Corona kaynıyormuş ne gam, Bodrum’da bir şezlonga bin lira ödeyenlerin testleri ve tedavileri hazır nasıl olsa, çark dönsün! Salgın mı? Evet salgın. Adalet peşinde yürüyenlerin önlerini şehir kapılarında kesmek için salgın! Aman ha, iki kişi bir araya gelmesin diye salgın! Fırsat bu fırsat, dünya onların önünde, suyu kanımız, eti bedenimiz bir azınlığın sofrası olarak dursun yeter ki! Biz ama sakın sokağa çıkmayalım, aman tedbiri elden bırakmayalım; ağız ve burunlarını kapatan maskeleriyle yüzlerce kadın kendi evlerinde dayak yiyip tecavüze uğrarken! Maske takmış ya, ne gam!

Öyleyse borcumuz adalet borcudur! Ölülerimiz için de, dirilerimiz için de.  

Bu dünyanın adaleti iktidar için olsun diye, iktidara adaletin kılıcı asla değmesin diye, adalet ilahi adalet olarak yüceltilip bu dünyadan kaçırılıyor. Ama ilahi adaletin sözcülüğüne soyunanlar Kürdü Türke, ateistleri, deistleri, agnostikleri, cümle gayri-müslimi, paganı Sünni müslümana, Aleviyi Sünniye, gayi, lezbiyeni, transı heteroya, kadını erkeğe hedef göstermekten, her gün yeni yeni ulusal görevler icat etmekten geri durmuyorlar! Dün Sivas’ta, katliamdan önce sokaklarda yankılanan o nefret bildirilerinin “Haydi Müslümanlar göreve” çağrısı, bugün ülkenin tüm evlerinden, ekranlardan akıyor. Ana oğluna kızına, baba karısına, kardeş kardeşe karşı göreve çağrılıyor; yerli ve milli bir görev bu. Öyleyse şimdi Sivas neresi? Şimdi Sivas’ın tarihi nedir? Zamanı nedir?   Şimdi Sivas bir şehrin adı, 2 Temmuz bir katliamın tarihi değilse, adalet borcumuzun yeri de tarihi de ödemediğimiz sürece daha da genişleyecektir!

“Gerçekten bir takvime, bir haritaya bakarak bile delirebilir insan.” Ama biz şimdi buradan bir kez daha ilan ediyoruz ki mahallemizin kaybolan delilerini bağrımıza basıp asla delirmeyeceğiz! Kim bizi meczup, kim deli, kim terörist ilan ederse etsin, her iktidar mahallesinin delisi olarak sormaya ve istemeye devam edeceğiz. Siz, fetihçi bir zihniyetle, Artemis’in toprağı üzerinde yükselen, 1700 yıldır bu coğrafyanın gelmiş geçmiş tüm topluluklarının ortak mirası Ayasofya’yı kendi dininize tapulamaya çalışırken, sizin ibadethane saymadığınız cemevlerimiz kapılarını ölüye de diriye de, insana da hayvana da, bötü börtüye de, ağaca da çiçeğe de açıyor ve bizim ibadetimiz hatırlamamızla yürür; siz Madımak’ı müze yapmadıkça her cemimiz Madımak’tadır. Bunu asla unutmayın; bu da bize değil, size dert olsun çünkü iktidar aklının saklamaya çalıştığı her şeyin şahidiyiz. Çünkü, Büyük İnsanlık, umudumuzla değil, tanıklığımızla, borçlarımız ve alacaklarımızla  biziz!

Bir tek kadını, bir tek çocuğu, tek bir gayi, lezbiyeni, transı, hiçbir Aleviyi, Kürdü, Ermeniyi, yurdundan edilmişi, yuvası dağıtılmış, ağacı kesilmiş, suyu zehirlenmiş kurdu kuşu, tek bir yoksulu, emeği zinciri olmuş hiç kimseyi geride bırakmadan

Ya hep beraber, ya hiçbirimiz!

Pir Sultan Abdal Kültür Drn Datça Şubesi  &  HBVAKV Datça Şubesi Cemevi

Ve

Datça Demokrasi Platformu

Not: Metin içinde Büyük İnsanlık’la ilgili dizeler Nazım Hikmet’ten, onun dışında kalan tırnak içindeki ifadeler, KHK’lı akademisyen Doç. Dr. Süreyya Karacabey’den alınmıştır. 





Vakfımıza Covid 19 Pandemi Gıda Kolisi

 


16 Nisan 2020 Tarihinde Covid 19 Pandemisi nedeniyle DALYA RESORT HOTEL (Eski Halıcı Otel) yöneticileri tarafından ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmak üzere Cemevimize gönderilen 25 adet yardım kolisini bugün sahiplerine teslim ettik.

Dünya olarak geçtiğimiz bu zor günlerde bu güzel dayanışmanın mimarı DALYA RESORT OTEL sahiplerine ve buna vesile olan Datça’nın değerli Otel İşletmecisi (Villa Anfora-Beyaz Konak Evleri) Sayın Süleyman Yıldız’a Datça Cemevi olarak teşekkürlerimizi sunarız.


10 Mart 2020 Salı

DATÇA CEM EVİ'NDE 8 MART KADINLAR GÜNÜ ETKİNLİĞİ

DATÇA CEM EVİ'NDE 8 MART KADINLAR GÜNÜ ETKİNLİĞİ YAPILDI

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi’nin “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” Etkinliği 8 Mart 2020 Pazar günü  Saat 14.00'de 
Datça  Cem Evi’nde yapıldı.


Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi’nin “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü” Etkinliği 8 Mart 2020 Pazar günü   Datça  Cem Evi’nde Saat 14: 00 da Leyla Din­çer’in su­nu­mu ile baş­la­dı.

Baş­kan Murat Yıl­dı­rım ko­nuş­ma­sın­da, özet­le 1857 yı­lın­da 129 Canın ya­kı­la­rak kat­le­dil­di­ğin­den bah­se­de­rek kut­la­ma değil anma günü ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­ni an­lat­tı. Ka­dın­la­rı­mız ko­nuş­ma­lı di­ye­rek ko­nuş­ma­sı­nı çok kısa bi­tir­di.



Anma tö­re­ni­nin açık mik­ro­fon ol­du­ğu­nu be­lir­ten Leyla Din­çer ka­dın­la­rı mik­ro­fo­na davet etti.

Anma Tö­re­ni­ne Ha­ti­ce Doğaç, Sibel Gürbüz, Kadriye Çoşar, Nazım Hik­met'ten Şi­ir­ler okudu.

Sibel Gür­büz ise, Âşık Sefil Dur­sun Ala­bı­yık' ın Ka­dı­nım şi­iri­ni okudu.
Anma programı, Ozan Zeki Şim­şek 'in deyiş din­le­ti­si ve lokma pay­la­şı­mı ile son buldu.



8 Mart 1957 yılında New York da bir tekstil atölyesinde kadınlar sendika kurarak haklarını almaya karar alır. Direnirler ve 8 Mart 1957 yılında direnen kadınlardan 129 Can diri diri yanarak can verirler.

1977 yılında birleşmiş milletler tarafından Dünya emekçi kadınlar günü olarak tanımlar.
Mart Mimoza demektir, hikâyesi de çok güzeldir. Ve hikâyedeki kadınlar gibi tüm kadınlarımız güçlüdür.

İtalya 1946 yılında ikinci dünya savaşından yıkık dökük çıkmış; insanlar bir coşku, yaşama dair bir umut aramaktadır.

Derken italya kadın birliği üyesi olan 3 kadın, toplumun yeniden inşasının kadın dayanışmasına bağlı olduğunu düşündüler. Bu kadınlar Tersa Nattei, Rita Montagnana ve TERESA Noce

Üç güçlü kadın, bu yaklaşımlarını sembolize etmesi için bir çiçek seçmeyi teklif ettiler. Sunulan tüm teklifler arasında Mimoza çiçeği öne çıktı.

Sapsarı renkleri ile neşe saçtığı için martta çiçek açtığı için dün ya kadınlar gününü tensil etsin diye ve en önemlisi de aynı kadınlar gibi kırılgan görünümlerinin arkasında güçlü bir karakter barındırdığı için birçok ülkede kadınlar gününde mimoza çiçeği verilmektedir.
Mimoza çiçeğinin dünya genelinde taşıdığı anlamlar olarak;

Dayanışma,
Ölümsüz Diriliş
Hassasiyet, Coşku ve Umut.
Dünya emekçi anma gümümüze katıldığınız için hepinize teşekkür ederiz

FOTO GALERİ











4 Mart 2020 Çarşamba

DATÇA BELEDİYESİNDEN CEMEVİ KARARI



Datça Belediye Başkanlığının Mart ayı Belediye Meclis Toplantısı 03.03.2020 Salı günü Belediye Meclis Toplantı salonunda gerçekleştirildi
.
Toplantı gündemine alınması için Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi tarafından “Cem Evlerinin ibadethane olarak kabul edilmesi” teklifini içeren dilekçe Belediye Başkanı Gürsel Uçar tarafından meclis oylamasına sunuldu ve oy birliğiyle gündeme alındı.


Gündem maddesinin görüşülmesinin ardından Datça Belediye Meclisinin CHP, AKP ve MHP Meclis üyelerinin oy birliğiyle Cem Evlerinin İbadethane olarak kabul edilmesi kararı alındı.

Gündem dışı söz alan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi başkanı Murat Yıldırım, eşit yurttaşlık adına Belediye Meclisinin almış olduğu bu kararı önemsediklerini söyledi ve bu kararın çıkmasına vesile olan Datça Beledye Başkanı Gürsel Uçar’a ve tüm meclis üyelerine ayrı ayrı teşekkür etti.







17 Şubat 2020 Pazartesi

Datça Cem Evi 2020 Hızır Orucu'nu Uğurladı.


Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi’nde Hızır Bayramı ve Hızır Lokması etkinliği 14 Şubat 2020 Cuma Günü saat 12.30’da Hızır lokmalarını paylaşmak üzere bir program yapıldı.


Hacı Bektaşı Veli Anadolu ve Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi canları her yıl şubat ayında üç gün süreyle tuttukları Hızır Orucu bu yıl 11-12-13 Şubat  2020 tarihlerinde tutuldu. Her akşam Cem Evinde oruç açım lokmasının verildiği ve Dede Nihat Yoleri’nin lokma dualarıyla açılan oruçların ardından 14 Şubat  2020 Cuma saat 12.30’da Hızır lokmalarını paylaşmak üzere bir program yapıldı.

Yapılan programda başkan Murat Yıldırım açılış konuşmasını yaptı. Ardından Dede Nihat Yoleri’nin gulbenk ve dualarının ardından getirilen lokmalar paylaşıldı. 


HACI BEKTAŞI VELİ ANADOLU KÜLTÜR VAKFI DATÇA ŞUBESİ


Alevi inancında, Hızır Orucu üç gündür. Eskiden dedeler bir çok köyde talipleri olması ve ulaşım güçlüğü nedeniyle aynı günde cem ve cemaat kuramadıkları için farklı günlere yayarak ifa etseler de; günümüzde Hızır orucu tüm Alevilerce Şubat 13,14,15 de tutulmaktadır. Böylesi “Talib bin ise bir gibi otura” düsturuna da  uygun olandır. 

Hızır orucunun en temel kaynağı Kuran dır. Bakara suresi, 203 ayetinde; “Sayılı günlerde Allah’ı zikredin. Denilmektedir. Kuran’ın tevilini yapan Abdulbaki Gölpınarlı Kuran mealinde bu sayılı günlerin zilhicce ayı olduğu ve o ayın da Şubat ayının 11-12-13. günlerine tekabül ettiğini belirtir. Hızır orucunun geçtiği diğer bir sure de İnsan suresi 7–8–9 ayetleridir.
İslam aleminde bir veli, peygamber olarak kabul edilen Hızır, Arapça da “El hazır, Al Hızır” olarak geçmekte ve "yeşillik"anlamına gelmektedir. Çünkü Hızır’ın oturduğu yerlerin yeşerdiği görülmüştür.

Hızır, Aleviler arasında çok özel bir yere sahiptir. Çünkü o, fakirin yanında zalimin karşısındadır. Darda kalanların yanındadır. Ak sakallı, bembeyaz elbiseleriyle Bozat’ına binip diyar diyar dolaşarak insanları koruyan, kollayan, kurtaran ve hoşgörü ile sevgiyi harmanlayan Pir’dir. Bilge, ulu, evliya ve derviş gibi; bir değil birden fazla kişiliğiyle insanlara doğru yolu gösteren manevi güçtür. 

Hızır; yol gösterendir. Vesiledir. Mürşittir. Çünkü o ilahi rahmet ve sırların bilgisine sahiptir.

Her insanın yaşamında mutlaka şükran günleri vardır. Zor günlerden kurtulanlar, şükranı olarak dualarının, kurbanlarının, lokmalarının kabulü için, dar günlerinde Hızır yetişsin diye  Allah rızası aşkına, Hızır aşkına, Ehl-i Beyit aşkına, oruç tutarlar.


Allah irade sıfatını yalnızca insanlara vermiştir. Oruç iradenin imtihanıdır. Vücuda aklın hükmüdür, kendi bedenine sözün geçmesidir.
Cenab-ı Allah; “Oruç benim içindir, onun mükâfatını ben vereceğim” diye buyurmuştur.

Bu niyetle  Hızır orucu üç gün (salı-çarşamba-perşembe) tutulduktan sonra, yani perşembeyi cumaya bağlayan gece evin hatunu (hanımı) tarafından hazırlanan; genişçe bir tepsi içerisinde dibekte iyice kavrulmuş olan Orta Anadolu’da "Köme" veya "Kömme", Doğu Anadolu’da ise  Kavut olarak ifade edilen lokmanın üstü kapatılarak bir odaya konulur. İnanca göre perşembeyi cumaya bağlayan gece Hızır gelerek Kavut'a bir iz veya işaret koyar. Daha sonra Kavut eğer kesilmişse kurban ile birlikte lokma olarak dağıtılır.

Hızır kurbanı, sıradan kurbanlar gibi değildir. Kurban edilecek hayvan en az iki üç ay öncesinden belirlenir. Bu süre içerisinde iyi beslenir. Tuzu, suyu ve yemi eksik edilmez. Kurban önce temizlenir. Kurban kesilirken, kanına kimsenin basmamasına dikkat edilir. Akan kan ya bir çukura akıtılır üstü kapanır veya suyla kan yıkanarak, kan izi ortada bırakılmaz. Kesilen kurban etinden bir kısmı pişirilerek ev halkına paylaştırılır. Kalan büyük bir kısmı da kapı komşuya dağıtılır. Kurban kemikleri gelişi güzel çöpe atılmaz. Kurban kemikleri açılan bir çukura özenle yerleştirilerek üstü kapatılır. Bu işlemler bittikten sonra hazır bulunanlar bir birlerine niyaz olurlar.

Her an her yerde hazır ve nazır olan, çaresizlerin çaresi, umutsuzların umudu Zorda kalanların carına yetişen Hızır, cümlemizin yardımcısı olsun Allah herkese Hızır elinden doluyu içmek nasip eylesin. Dualarınız kabul, ibadetleriniz makbul olsun, Gerçeğe Hü…

Hacı Bektaşı Veli Anadolu ve Kültür Vakfı 
Datça şubesi Cem Evi Başkanı
Murat YILDIRIM











13 Şubat 2020 Perşembe

Datça Badem Çiçeği Festivali’ Coşkuyla Kutlandı


Muğla’nın Datça ilçesinde bu yıl 3’üncüsü düzenlenen ‘Datça Badem Çiçeği Festivali’ nde Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi de festival kapsamında üç gün boyunca stantlar içinde yerini aldı.


Bu yıl 3’üncüsü düzenlenen ‘Datça Badem Çiçeği Festivali’ 7 Şubat 2020 Cumagünü başladı. Muğla Büyükşehir Belediyesi ve Datça Belediyesi tarafından ortaklaşa yapılan ‘Datça Badem Çiçeği Festivali’ne Türkiye’nin dört bir yanından katılım gerçekleşti.

Festivale Belediye Başkanı Gürsel Uçar, Datça Kaymakamı Mesut Çoban, siyasi parti temsilcileri, sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Festivalde Datçalıların hazırladığı el emeği ürünlerin yer aldığı stantlar kuruldu.  Festival kapsamında Datça’da bulunan sivil toplum kuruluşları da faaliyetlerini tanıtmak üzere stantlarda her aldılar.

DATÇA CEMEVİ DE FESTİVALDE YERİNİ ALDI

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Cemevi de festival kapsamında üç gün boyunca stantlar içinde yer aldı. Başkan Murat Yıldırım ve üye Leyla Gencer’in aktif olarak stand çalışmalarını yürüttüğü festivalde cemevinin standına ilgi yoğundu. Muğla Vali Yardımcısı Fethi Özdemir, Datça Kaymakamı Mesut Çoban, Datça Belediye başkanı Gürsel Uçar da Cemevi standını ziyaret ettiler, yöneticilerle bilgi alışverişinde bulundular.
Datçalılar tarafından coşkuyla kutlanan ‘Datça Badem Çiçeği Festivali’ 9 Şubat 2020 Pazar günü sona erdi.