19 Eylül 2012 Çarşamba

3.Datça Hızırşah Etkinliği 14-15 Temmuz 2012

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi ve Datça Belediyesi’nin katkılarıyla bu yıl üçüncüsü düzenlenecek olan 3.Hızırşah Etkinliği; 14 - 15 Temmuz 2012 Cumartesi ve Pazar günleri Datça'da yapılacaktır.

3. HIZIRŞAH ETKİNLİĞİ (14-15 Temmuz 2012)

PROGRAM

14 Temmu z 2012 Cumartesi

14.00: Hızırşah Köyü’ndeki Külliye-Eski Camii / Açılış Töreni ve Lokma Dağıtılması

21.00: Reşadiye Mahallesi Eski Sineması/ Cem .

15 Temmuz 2012 Pazar

12.00: Bülent Ecevit Kültür Merkezi/ Panel

Alevilerin dün ve bugün yaşadıkları sorunlar ve çözüm önerleri

- Doçent Dr. Bedriye Poyraz ( Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Gazetecilik Bölümü Basın Ekonomisi ve İşletmeciliği Anabilim Dalı),

- Hüseyin GÜZELGÜL (Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eski Genel Başkanı/Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Alibeyköy Şubesi Başkanı/İnanç Önderi)

- Sadık ÖZSOY (Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Genel Sekreteri)

21.00: Datça Anfi Tiyatro’da ücretsiz Halk Müziği konseri

- Aynur GÜNEŞ          

- Ali Ekber TAŞDELEN

            - Sürpriz Sanatçılar

            - Plaket Töreni

DATÇA BELEDİYE BAŞKANLIĞI’NIN KATKILARIYLA

SPONSORLAR:

Fuda Hotel /Ata İnşaat /Damak Tadım Pastanesi

Tüm halkımız ve Datça’lı canlarımız davetlidir.

Yönetim Kurulu Adına Başkan Murat Yıldırım


Tarihi Yel Değirmenleri Ve Hizirşah Camii/datça

Resmi ekleyen

Datça'da yel değirmeni dendiğinde ilk akla gelen yer Kızlan köyü oluyor. Datça'ya gelirken Kızlan köyü kavşağına gelmeden önce değirmenler görülüyor. Bunların bir çoğu bir tepenin üzerinde, bir kaç tanesi de daha düz bir alanda.Hepsi altıya yakın sayıdaki bu değirmenlerden bir tanesi Kaymakamlık tarafından restore edilerek kiraya verildi, şu an restoran olarak hizmet veriyor...




Resmi ekleyen

Tarihi Yel değirmenleri özel şahıslara ait oldukları için bir şey yapılamıyor. Ancak bu kişilerden satın alınarak gerekli restorasyonlar yapılıp ziyaretçilere açılabilir. Tabii bu maddi kaynağı harcamayı göze alan bir mercih yok, böyle olunca da tepelerde bir anıt gibi duran bu yapılar yok oluyor.




Resmi ekleyen

Restore edilen ve restoran olarak işletilen değirmen görülüyor.Bunun nasıl restore edilebildiğini yetkililere sorduğumda, bu değirmenin kamu arazisi içinde olduğunu;bu sayede restore edilebildiğini söylediler.Tabii bunların restorasyonu için gereken usta da çok önemli. Datçalı Ergin ustanın sayesinde bu değirmen ve Ilıcasu değirmeni restore edilebildi. Değirmenin içindeki aygıtlar çalışır vaziyette.




Resmi ekleyen

Değirmenlerin yanından Kızlan Köyüne giden bir toprak yol var..

Resmi ekleyen

Bu toprak yoldan çektiğim fotoğrafda kendi kaderine terkedilmiş değirmenler görülüyor.. Aslında taş işçilikleri mükemmel, biraz çabayla ayağa kalkmaları mümkün. Ama üstleri açıkta kaldığı için hava şartları mekanik aksamlarına çok zarar vermiş.. Tabii bu değirmenlerdeki yaşamın, yaşayan kişilerden dinlenerek öğrenilmesi çok hoş olurdu. Rüzgarın durduğu zamanlarda neler yapılıyordu, uzak yerlerden gelenler nasıl zaman geçiriyordu, merak ettiğim konular.




Resmi ekleyen

DATCA HIZIRŞAH TARİHİ SELCUKLU CAMİİ..
Hızırşah camii, Menteşeoğulları beyliği döneminde yapılmış, sekizgen kubbe kasnağı ve kare planlı tek kubbeli bir yapı olarak Beylikler Mimarisi özellikleri göstermektedir. Menteşeoğulları Muğla ili ve çevresinde hüküm sürmüş, Akdeniz ile Ege arasında denizlere hakim olmuş bir beylik...




Resmi ekleyen

Camide bulunduğum 17 Temmuz 2011 tarihinde, Hacı Bektaş Veli Derneği Datça Şubesinin düzenlediği "Cem ve Kurban Lokması"etkinliklerine şahit oldum...




Resmi ekleyen

CAMİ HAKKINDA BİR ACIKLAMA..
Hızır Şah Menteşeoğullarının bir beyidir. Menteşeoğlu Orhan Beyin oğludur. Bugünkü Aydın ilinin çine ve havalisinin beyi olarak kaynaklarda yer almaktadır. Menteşeoğulları beyliği adına Ege adalarının bazılarının (Girit-Rodos) hakimleriyle yapılmış gümrük anlaşmalarında beylik adına imza koyanlar arasında adı geçmektedir. Bana göre mezarı da Eski çine'de Ahmet Gazi Camiinin yanındaki eyvan türbededir. Kardeşi Menteşeoğlu İbrahim Beyle aynı türbede yatmaktadır. Menteşe Beyliği Oğuz boylarından oluşan tebası ile Türkmen bir beyliktir. Bu beyliğin beylerinin mezarları Alevi-Bektaşi geleneğindeki "Dede" anlayışı içinde yatır veya ziyaretgah olarak değerlendirilmektedir. Mesela Menteşe beyliğinin ilk üyesi Menteşe bey'in Fethiye'deki türbesi, Menteşeoğlu Ahmet Gazi'nin Milas-Beçin'deki Medresenin ana eyvanındaki türbe mezarı aynı düşünce ile ziyaret edilmekte ve törenler düzenlenmektedir. Ortaçağda, özellikle uçlarda Bizanstan toprak kopartan bu Türkmen Beyler gittikleri yerleri Türkleştirme ve İslamlaştırma çabaları içerisinde zaviye, imaret gibi yapılar kurmuşlar-kurdurmuşlardır. Bu çerçevede Hızırşah Camii çevresinde bir zaviyenin bulunduğunu düşünmekteyim. Kaynaklarda başka yapılardan bahsedilmekle beraber toprak üstünde pek bir kalıntı yoktur. Caminin kuzey batı tarafında, yolun altındaki tarlalarda evvelce bazı duvar kalıntıları vardı. Şimdi duruyor mu bilmiyorum. Alevi derneklerinin orada tören yapması yukarıda bahsettiğim anlayıştan dolayıdır. Ama orada bir cem evi vb. herhangi bir şey yoktur. Zaviyelerde genellikle bir toplantı-konaklama salonu, mutfak ve mescit-cami buluınur. Buraları dini ibadet mekanları değildir. Ancak zaman içerisinde bu genel işlevi ortadan kalkıp ya cami-mescit, ya da varsa baninin (binayı-zaviyeyi kuranın) türbesi kalmakta ve o işlevi ile varlığını sürdürmektedir. Bu bilgiler inşallah yararlı olur.
Prof. Dr. Remzi Duran Selçuk üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sanat Tarihi Bölümü /KONYA

Resmi ekleyen


Caminin alçak kemerli bir kapısı var.



Resmi ekleyen

Caminin içi bakımsız durumda, yağmur almış duvarlardaki yeşil renk rutubetten. Mihrap ve minber. Minber sonradan yapılmış orjinalinde ahşaptır sanırım. Yapıda herhangi bir yazılı kısma rastlamadım..




!Resmi ekleyen

Hıdırellezi Datça'da Kutladık

Hıdırellezi Datça'da Kutladık

 * Foto Galeri ve Slayt İçin Tıklayınız! >>

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Olarak Hıdırellezi Kutladık

06 Mayıs 2012 Pazar günü Datça şubesi olarak Hıdırellezi kutladık. Saat 14.00 te Hızırşah Külliyesinde üyelerimizle bir araya geldik. Dede Nihat Yoleri günün anlamı hakkında bilgi verdi.

Canların getirdiği lokmalara dua verildi.Gülbenk okundu.Lokmalar paylaşılarak yenildi. Ardından sofra duası okundu. Gelen canlar dileklerini gönüllerinde geçirdi. Anma toplantısı sona erdirildi.


*** RESİMLER ***

 * Foto Galeri ve Slayt İçin Tıklayınız! >>











Deniz Gezmis,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı Datça'da Andık

Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı Datça'da Andık

 * Foto Galeri ve Slayt İçin Tıklayınız! >>

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Merkezinde Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anma etkinliği yaptık.

05.05.2012 saat 18.00’ de Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi Merkezinde Deniz Gezmiş,Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ı anma etkinliği yaptık.

Bu etkinliğe üyelerimiz ve Datça halkı katıldı.Bu anmada üyemiz Cemalettin Köse’nin hazırladığı yazı(Bu yazı aşağıya alınmıştır) Celal Koyuncu tarafından sunuldu. Başkan Murat Yıldırım,Zübeyit Çelik,Kazım Gümüşoğlu,Aliekber Taşdelen Hüseyin Ekinci ve Zaide Hanım; Deniz,Yusuf ve Hüseyin ile ilgili anılarını anlattılar. Deniz le İlgili bir dinleti sunuldu.

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan 6 Mayıs 1972'de idam edildiler. Onların idamlarına "onay" verenlerin tümünü tarih silip attı. Deniz, Yusuf, Hüseyin ise bütün gençlikleriyle yaşıyorlar.

İdam edildikleri tarihte Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan 25, Hüseyin İnan 23 yaşındaydılar. O dönemde iktidardan indirilen Süleyman Demirel, Denizlerin idamına "Evet" oyu veren Adalet Partisi'nin lideriydi. Nasıl "evet" dediğini gazeteci Altan Öymen 1976'da Cumhuriyet gazetesindeki köşesinde, bir başka "genç adam"la ilgili olarak anlattı:

" Süleyman Demirel , Mobilya Yolsuzluğu'ndan yargılanan yeğeni Yahya Demirel'le ilgili olarak '25 yaşında çocukla uğraşıyorlar' diyor. 6 Mayıs 1972'de idam edilen Deniz, Yusuf, Hüseyin'in idam kararları oylanıyordu. Süleyman Bey AP Grubu'nun en önünde oturuyordu. Elini "İdama Evet" için kaldırdığında arkasına dönüp baktı, herkesin kaldırıp kaldırmadığını kontrol ediyordu. Sonra vakur bir ifadeyle önüne döndü. İdamlar kabul edilmişti. Deniz ve Yusuf da 25 yaşındaydı. Hüseyin ise 23'ündeydi. Süleyman Bey onlar için hiç '25 yaşında çocuklar' demedi. İdam edilmelerini istedi. İsteğine ulaştı da..."

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ülkesini seven insanlardı. Bu uğurda ölümü göze almışlardı. İdam sehpasında taburelerini kendileri tekmeleyecek kadar cesurdular. Asıldılar...

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan her 6 Mayıs'ta yeniden doğuyor. Bugün de bir doğum günü... Bugün günlerden 6 Mayıs, bugün günlerden Deniz, Yusuf, Hüseyin.

1965'den sonra Türkiye'de gelişen gençlik hareketinin en önemli önderlerinden ve yöneticilerinden Deniz Gezmiş, 24 ªubat 1947'de Ankara'nın Ayaş ilçesinde doğdu. Öğretmen bir ailenin çocuğu olması sebebiyle ilk ve ortaöğrenimini Sivas'da, liseyi İstanbul'da okudu. Gezmiş, henüz lise öğrencisiyken sol düşünceyle tanıştı ve kendini dönemin eylemleri içinde buldu. 1965'de Türkiye İşçi Partisi Üsküdar ilçesine üye oldu. İlk kez 31 Ağustos 1966'da Ankara'dan İstanbul'a yürüyen Çorum Belediyesi temizlik isçilerinin Taksim Anıtı'na çelenk koymaları sırasında isçileri destekleyen ve Türk-İş yöneticilerini protesto eden gösteri sırasında gözaltına alındı. 7 Kasım 1966'da İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesine girdi. 22 Kasım 1967'de öğrenci örgütlerinin düzenlediği Kıbrıs Mitingi sırasında Aşık İhsani ile birlikte ABD bayrağını yaktıkları gerekçesi ile gözaltına alınıp daha sonra serbest bırakıldı. 30 Mayıs'ta 6. Filo'yu protesto ettiği için yargılandı ve beraat etti. Öğrenci eylemleri içinde etkinliği giderek artan Deniz Gezmiş, 12 Haziran 1968'de İstanbul Üniversitesi'nin işgal edilmesinde önderlik etti. Öğrenci haklarının elde edilip işgalin sona erdirilmesinde etkili oldu. İşgalden kısa bir süre sonra İstanbul'a gelen 6. Filo'yu protesto eylemlerinde yer alan Gezmiş, 30 Temmuz'da bu eylemlerden dolayı tutuklandı ve 20 Eylül'de serbest bırakıldı.

İstanbul Üniversitesi'nde sağcı güçlerin 16 Mart 1969'da girişmiş olduğu hareketlere öğrenci kitlesiyle birlikte karşı koyan Gezmiş, bu eylemi gerekçe gösterilerek 19 Mart'ta yeniden tutuklanarak 3 Nisan'a kadar hapis yattı. İstanbul Üniversitenin kapatılıp, polise teslim edilmesi nedeniyle çıkan çatışmalarda yaralandı. Hakkında gıyabi tutuklama kararı olmasına rağmen hastaneden kaçan Gezmiş, Haziran'ın sonunda Filistin'e gitti. Filistin'de gerilla kamplarında kaldı. Yıldız Devlet ve Mühendislik Akademisi'nde Battal Mehetoğlu'nun sağcılar tarafından öldürülmesinden sonra okulda yapılan aramada, ele geçirilen dürbünlü bir tüfeğin Gezmiş'e ait olduğu öne sürülerek hakkında yeniden tutuklama kararı alındı. 20 Aralık 1969'da yakalanan Gezmiş, kendisiyle birlikte tutuklanan Cihan Alptekin'le birlikte 18 Eylül 1970'e kadar tutuklu kaldı.

12 Mart darbesinin ilk günlerinde Yusuf Aslan ile birlikte Sivas'a gitmekte iken motorsikletleri bozulur. Bir ihbar sonucu polislerin gelmesi üzerine çıkan çatışmada Yusuf Aslan ile birbirlerini kaybederler. Yusuf Arslan o esnada Deniz Gezmiş ise 16 Kasım 1971 salı günü Sivas'ın Gemerek ilçesinde yakalandı ve Kayseri'ye getirildi. Buradan Ankara'ya götürüldü ve zamanının İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu'nun makamına götürüldü.

Mahkeme 16 Temmuz 1971 günü Altındağ Veteriner Okulu binası'nda Tuğgeneral Ali Elverdi başkanlığında Ankara Sıkıyönetim Komutanlığı 1 nolu Mahkemesi'nde başladı ve 9 Ekim 1971 günü bitti. Deniz ve arkadaşları 16 Temmuz 1971'de başlayan davada ,9 Ekim 1971'de idam cezasına çarptırıldı.

Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan ile birlikte 6 Mayıs 1972 tarihinde Ankara Merkez Kapalı Cezaevi'nde idam edildi.

İdam edilmeden önce son isteğinin bir bardak demli çay içmek olduğu söylenir, ama bu isteğinin yerine getirilmediği bilinmektedir. İdam kemendi boynundan geçirilirken de, hücresinden alınıp apar topar darağacına götürülürken giymesine izin verilmeyen botlarının askerlere bırakılmamasını, ailesinden birinin almasını istediğini belirtmişti. Son sözleri: "Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın Türk ve Kürt halklarının kardeşliği!! Yaşasın işçiler, köylüler! Kahrolsun Emperyalizm!" oldu.

Ölmeden önce ailesine yazdığı mektup

Baba, mektup elinize geçtiğinde aranızdan ayrılıyorum. Ben ne kadar üzülmeyin dersem yine de üzüleceğinizi biliyorum.Fakat bu durumu metanetle karşılamanızı istiyorum, insanlar doğar, büyür, yaşar, ölürler, önemli olan çok fazla yaşamak değil, yaşadığı süre içinde fazla şeyler yapabilmektir.

Bu nedenle ben erken gitmeyi normal karşılıyorum. Ve kaldı ki benden evvel giden arkadaşlarım hiçbir zaman ölüm karşısında tereddüt etmemişlerdir. Benim de düşmeyeceğimden şüphen olmasın, oğlun, ölüm karşısında aciz ve çaresiz kalmış değildir, o bu yola bilerek girdi ve sonunun bu olduğunu biliyordu. Seninle düşüncelerimiz ayrı ama beni anlayacağını tahmin ediyorum.

Sadece senin değil Türkiye'de yaşayan Kürt ve Türk halklarının da anlayacağına inanıyorum. Cenazem için gerekli talimatları avukatlarıma verdim. Ayrıca savcıya da bildireceğim. Ankara'da 1969'da ölen arkadaşım Taylan Özgür'ün yanına gömülmek istiyorum. Onun için cenazemi İstanbul'a götürmeye kalkma, annemi teselli etmek sana düşüyor, kitaplarımı küçük kardeşime bırakıyorum.

Kendisine özellikle tembih et. Onun bilim adamı olmasını istiyorum, bilimle uğraşsın ve unutmasın ki bilimle uğraşmak da bir yerde insanlığa hizmettir, son anda yaptıklarımdan hiç pişmanlık duymadığımı belirtir, seni, annemi, ağabeyimi ve kardeşimi devrimciliğin olanca ateşi ile kucaklarım. Oğlun Deniz Gezmiş.

Cemalettin KÖSE


*** RESİMLER ***

 * Foto Galeri ve Slayt İçin Tıklayınız! >>








Aşık Veysel Datça'da Törenle Anıldı

Aşık Veysel Ölümünün 39. Yılında Datça’da Törenle Anıldı.

   * Foto Galeri ve Slayt İçin Tıklayınız! >>

Türk şiirinin üstat ismi Aşık Veysel, ölümünün 39.yılında Datça Kültür Merkezi'nde düzenlenen törenle anıldı.

Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı Datça Şubesi ile Datça Belediyesi ve Datça Müzik Sevenler Derneği tarafından düzenlenen Aşık Veysel anma etkinliği 25.3.2012 Pazar günü Datça Belediyesi Bülent Ecevit Kültür Merkezinde büyük bir katılımla gerçekleşti.

* Aşık Veysel Ölümünün 39. Yılında Datça’da Anma Etkinliği Videoları *
Slayt Sunumu
Murat Yıldırım
Şener Tokcan
Abbas Tan
Mehmet Ceylani
Datça Musiki Koro

Aşık Veysel’in 39.ölüm yıldönümü münasebetiyle yapılan etkinlikte Araştırmacı-Yazar Abbas Tan,Aşık Veysel’in hayatını,yaşadığı kültürünü ve felsefi yönünü bütün yönleri ile anlattı. Aşık Veysel’in yaşadığı yer olan Ozanlar diyarı Sivas ve Sivas’ta tarihte yaşanan olayları ve yine Sivas’ta yaşayan Aşıklar, ozanlar, dervişler hakkında bilgiler sundu. Aşık Veysel’in yaşadığı kültüründeki Tanrı-Doğa-İnsan anlayışını şiirleri ile anlatılmasının inceliklerine değindi.

H.B.V.A.Kültür Vakfı Başkanı Murat Yıldırım, Aşık Veysel’in Halk müziğine katkılarını anlattı, Datça’da bir Cem ve Kültür evine ihtiyacın olduğunu, bunu kendilerinin hayata geçirmeyi hedeflediklerini ve bu konuda Belediye ile birlikte tüm Datça halkının katkı sunmalarını istedi. Kendilerinin yaptığı bu tip etkinliklerinin Datça’yı yurtiçi ve yurtdışında tanıtımı konusunda etkili olduğunu söyledi.

Datça Belediye Başkanı M.Şener Tokcan ise günün önemine değindi ve bu tür etkinliklere katkılarının devam edeceğini söyledi.

Datça Müzik Sevenler Derneği Başkanı Doğan Can ise katılımcılara teşekkür konuşması yaptı.

Mahalli sanatçı Ali Ekber Bayar Aşık Veysel’den türküler okudu.

Datça Müzik Sevenler Derneği THM Korosu tam bir dinleri örneği sundu. Yaşları 16 ile 73 arasında çeşitli mesleklerden oluşan 23 kadın ve erkekten oluşan koro, Şef Suna Sönmez eşliğinde Aşık Veysel’in onbir türküsünü seslendirerek katılımcıları etkilediler.

Halk Ozanı Mehmet Ceylani (Küçük Mahzuni) ise Datça’lılara tam bir resital verdi. Salonu coşturan türkülerle, deyişlerle güzel bir gece yarattı.

Etkinlik sonunda katkılarından dolayı Belediye Başkanına, sanatçılara ve Araştırmacı – Yazar Abbas Tan’a plaket verildi.

İkinci akşam Araştırmacı-Yazar Abbas Tan Vakıf binasında yapılan söyleşide Alevi öğretisinin inceliklerini anlattı, Alevilikle ilgili soruları cevaplandırırken Halk Ozanı Mehmet Ceylani de arada okuduğu türkülerle geceye ayrı bir renk kattı.

BASINDAN ETKİNLİĞİMİZ

* Haberler Com Web Sitesi >>

* Kayseri Haberim Web Sitesi >>

* Beyazgazete Haber Sitesi >>

* Medya73 Com Haber Sitesi >>

* Haber3 Com Web Sitesi >>


Abbas Tan'ın Konuşma Metni. 25.03.2012

AŞIK VEYSEL  anma etkinliği  konuşma metni 25.3.2012 Datça
Bir insan düşününüz ki çocuk yaşlarında görmeyi kaybedecek,yaşamın her alanını göremeden, anlayarak doya doya yaşayacak.

Çevresindekilerin bilemediğini bilen,göremediğini gören, anlayamadığını anlayan ve insanların anlayacağı dilden anlatan bir insan portresi ve adına Aşık Veysel (Veysel Şatıroğlu) densin.

Öncelikle Veysel’in doğup büyüdüğü,yaşadığı topraklara bakalım.

Burası Sivas,nasıl bir Sivas.
Toprağından ozan fışkıran,çilelerin yaşandığı ama sazın susmadığı,deyişlerin söylendiği,semahların dönüldüğü bir bölgedir Sivas.

  
1894 yılında doğup ,21 Mart 1973 yılında hakka yürüdü ve 22 Mart 1973 günü toprağa verildi.

  
Aşık Veysel’in yaşadığı Sivas’ta yaşananlara bakalım.

 
Danişment devletinin kurulduğu bir bölgedir  Sivas.

650 yılında tıpkı Pir Sultan Abdal gibi Pülümür’den Şebinkarahisar yakınlarında bir yere  gelen ve buradan Bizanslıların zulmüne kafa tutan SİLVANUS vardı.  Taraftarlarıyla birlikte idam edilmişlerdi ve mekan Sivas’tı.

1400 yılında Timur’un Sivas kalesini kuşatmasından sonra yapılan antlaşmada kan dökülmeyecekti.  

       Evet, kan dökülmedi ama 7-8 bin insan ya boğularak yada elleri bağlanarak kuyulara atıldılar. Buda Sivas’ta yaşandı.

1517 Nurali Ayaklanması Sivas’ta.

1518  Şeyh Celal ayaklanması Sivas’ta.

1525 Zünnü ayaklanması Sivas’ta.

1526 Kalender Çelebi ayaklanmasının başlangıç yeri Sivas

1560 Pir Sultan Abdal’ın ZULME BAŞKALDIRMA ve DARAĞACINA GİDİŞİ Sivas’ta.

1598  Karayazılı Abdulhalim bey isyanı Sivas’ta.

1919 4 Eylül Sivas Kongresi Cumhuriyetin temelinin atıldığı kararın verildiği yer de Sivas.

1921  Koçgiri olayı Sivas’ta.

1978  4 Eylül 1978 birinci Sivas olayları Alibaba mahallesi baskını Sivas’ta.

1993  2 Temmuz Madımak olayları,37 insanın hayatını kaybettiği ve Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak sloganları ile bir binanın içerisinde 35 insanın yakıldığı,bağbarlığın,vahşetin ayyuka çıktığı yer  yine Sivas’tı.

Aşık Veysel’in büstünün kendi memleketinde dikilmesine izin verilmeyen bir ildir Sivas. Aşık Veysel’in Sivas’ta dikilmek üzere yapılmış olan heykeli hala İstanbul’da sürgünde bekliyor.

Daha buna ilave edilecek birçok olaylar Yaşanmış Sivas ilinde. Bütün bunların arkasındaki gerçekler nedir sorusuna bakalım.

      Sivas, ozanlar yatağı bir yerdir. Veysel’den önce yaşamış Veysel’in döneminde  hatta ondan sonraki dönemlerde yaşamış sayılamayacak kadar çok ozan yetiştirmiştir Sivas.
Pir Sultan

Kul Himmet                            1500 - 1600)

Cogi Baba                 ilk sivil örgütlenmeyi başlatan

Kul Hüseyin,                             (1500 - 1600)

Er Gaip Abdal,        (1500 - 1600 Pir Sultan'ın oğlu)

Pir Mehmet,           (1500 - 1600) Pir Sultan'ın oğlu

Kemteri (Sefil Kemter)         Şarkışla (1750 - 1818

Kul Veli (Abdal Veli)              Şarkışla (1750- 1853 )

Feryadi (Hüseyin Konaş),   Şarkışla (1855 - 1940)

Aşık Ruhsati                           (1856 - 1899 Deliktaş)

Serdari (Aşık Hacı) (Çolak)   Şarkışla (1835 - 1931 )

Agahi Veli ,                              Şarkışla (1850

Feryadi ( Deli Derviş ) (Kul Yusuf) , Kangal (1824-1904)

Ruhsati Mustafa, (Cehdi, İcadi) Deliktaş (1835 - 1911)

Aşık Veysel Şatıroğlu,                   Şarkışla (1894

Zaralı Halil Söyler (İnce Halil)             (1906-1964

Dertli (Sefil Hüseyin)                    ( Kale Köyü- Sivas

Feryadi                                           (1914 - 1987)

Emsali                                             (1900 - 1978)

Kul Sabri                                          (1851 - 1931 Hüyük)

Feyzullah Çınar            Divriği (937-1983)

Muhlis Akarsu                                (1900 - 1993)

Devrani                                          Şarkışla(1928 - 1993 )

Aşık Ali İzzet Özkan                      Şarkışla1902 - 1981 )

İbrahim Aslanoğlu                        (1920 - 1995)

Noksani Baba                                (1900-2000 Kangal)
Kangallı Araboğlu

Ali Kızıltuğ Divriği                          (1944 - Divriği)

Şah Turna                          

 Rıza Arslandoğan ,                       Divriği 1952

Cemal Acar                                    (1957 Gürün

Sefil Gülhani (Mehmet Kargı)    Gürün.

Aşık Emsali (Kangallı)Sefil Selimi (Ahmet Günbulut)  1933 Şarkışla
Aşık Talibi Coşkun                         1904 Şarkışla

Aşık Kasım Karşı                            1959 Divriği

Abdullah Papur

Ateşe semah duran Hasret Gültekin

Birde bunlara taş çıkartacak cinsten zalim birisi

Hızır Paşa yada Hınzır Paşa’da  Sivas’ta  çıkmış

   
Ozanlık,aşıklık  nedir,ne tip mesajlar verirler. Zamanlamayı nasıl hesap ederler.

Bunları irdelemeden  Aşık Veysel’i anlamak   zor olsa gerek.

Aşık geleneğindeki sevgili birçokları için sevdiği bir insandır. Kadın yada erkek aşık için karşı cinstir ama Aşık Veysel için farklı bir sevgili ve sevgi vardır.

Onun sevgilisi, inancından ve Alevi öğretisinden aldığı hoşgörü ve insan sevgisidir.

Yaşama olan inancı ve direnci hem Aşık Veysel’i ayakta

 tutmuş hemde eğitimin,sanayinin önemine vurgu 

yaparak insanın, insanlığın,doğanın geleceği ile ilgili

kaygılarını dile getirirken çözüm önerilerini de

bulunduğu coğrafyadaki  öğretide olduğu gibi şiirlerindeki satır aralarına sıkıştırmış ve kuşaktan kuşağa aktarılmasına imkan tanımıştır.

Doğa anlayışı aşık Veysel’e Kara toprak dedirtmiş,ağaç dedirtmiştir.orman dedirtmiştir.

Usta çırak ilişkisi aşıklık geleneğinde olmasına rağmen

 Veysel’de bunu pek  göremiyoruz.

Ustası olmamasına rağmen, kültürel ve inançsal anlamda görev üstlenmiş Dedelerden,pirlerden,mürşitlerden duydukları ve dinledikleri onu oldukça etkilemiş ve bağlamayı çalmayı öğrenmesinde buda etkili olmuştur.

   
                    AŞIK VEYSEL
79 yıllık yaşamının Osmanlı ve Cumhuriyet dönemlerine denk gelmesi iki farklı yönetim ve rejimde yaşaması belki de onu aşıklık anlayışının dışında farklı bir yerlere de taşımış olabilir.

Bu yüzden Aşık Veysel ve yaşamını üç bölüm olarak incelemek daha yerinde olacaktır.

Birincisi yaşadığı coğrafya,İkincisi aldığı kültür,Üçüncüsü yaşadıkları.  
Çocukluğunda yakalandığı çiçek hastalığından  bir gözünü kaybetmesi sonra oyun oynarken diğer gözünü kaybetmesi  ve dünyayı göremeden,renkleri tanımadan tarif etmesi.

Aldığı kültür gereği sese,saza bağlanması. Dedelerin,pirlerin ve Mürşitlerin söylemlerinden etkilenmesi.

Osmanlı döneminde duydukları ve Cumhuriyet döneminde yaşadıkları,rejimin değişmesi,

  
Birinci aşamada Veysel’in hayat hikayesi öncelikle bilinmelidir. 1894 yılında Sivas ili Şarkışla ilçesinin Sivralan köyünde dünyaya gelmiştir. Bu köy Osmanlı zulmünden kaçarak barınabilmek için geldiği adına EMLEK bölgesi denen dağlar arasına sıkışmış bir bölgedir.

Aile köy şartlarında,birçok imkanlardan yoksun yaşayan yüzlercesinden birisidir.

Araştırmacıların yaptığı çalışmalarda gözleri açıkken hatırlayamadığı olaylar bir yana bir gözünü kaybettikten sonra tek  gözle oyun oynarken düştüğünde akan kanın rengini hatırlaması,bunun dışında gördüğü hiçbir şeyi  hatırlaması dikkate alınırsa.

Bir renk,bir  cisim,bir yaşamı hemde 79 yıllık koca bir dönemi kafasında yorumladığı,hayallerle süslediği dünyayı,doğayı bir çerçeve içerisine alması onu Aşık Veysel yapmıştır.

 
Çocukluğunda köye gelen Dedeler,Dervişler inançlarının gereklerini yerine getirirken bugün de olduğu gibi ellerinde bağlama ile gezerler. Cemlerde deyişler,düvazlar, şathiyeler, methiyeler bağlama eşliğinde okunur söylenirdi.

O duygu yüklü söylemlere birde cemlerde okunan Gülbanglar eklenince dinleyenlerin kolay kolay unutamayacakları, belleklerinden silinmeyecek birer hazine yüklenmektedir.

Görmese bile dinlemesi insanda kalıcı etki bırakan bu olaylardan Aşık Veysel etkilenmiş olmalı ki bu geleneği farklı bir versiyondan ele almıştır.

 
Yıl 1967 veya 1968 olmalı. Dedemle Adana’dan Kayseri’ye geldik ve buradan da köyümüze Sarız İncemağara köyüne gideceğiz.

Aşık Veysel de Ankara’dan Kayseri’ye gelmiş Sivas Şarkışlaya Sivralan köyüne gidecek.

Hergün her saat araba bulmak mümkün değildi. Araç beklerken Aşık Veysel’in Dostlar Çeyevinde olduğunu öğrendik. Dedemle birlikte çayevine gittik.

İnsanlar Aşık Veysel etrafında toplanmış konuşmaları dinliyorlardı.

İçeri girdiğimizde yer gösterdiler. Dedem Veysel’e yaklaştı selam verdi “imanım merhaba ben Sarız’dan Cafer-i Gango dediğinde Veysel baba  elinde tuttuğu Fötr şapkasını masanın üzerine doğru uzattı ve ayağa kalktı. Dedem de kafasındaki Fötr şapkasını çıkarttı ve birbirlerine sarıldılar. 

Sohbet sırasında mutaasıp bir Kayserili dedemden Alevi öğretisindeki dört kapı anlayışını sorduğunda dedem konuşma arasında Ateş,Su,Hava ve Topraktan bahseden

Aşıkın sevdiği Allah’a huzur

Aşkın kitabını aşkehli okur

Görünen kainat aslı dört unsur

Toprak,su,hava,suzan olmalı

 
Kainat dört unsur bir cihan olmuş

Gizli hazineler hep beyan olmuş

Hak aşıklarına hak ayan olmuş

Marifet insanda izan olmalı ..

 diye uzunca bir şiir okuduktan sonra  sayın Aşık Veysel o Davudi sesi ile

 

Dost dost diye nicesine sarıldım
Benim sadık yarim kara topraktır.
Beyhude dolandım, boşa yoruldum
Benim sadık yarim kara topraktır.
 
Nice güzellere bağlandım kaldım
Ne bir vefa gördüm ne fayda buldum
Her türlü istediğim topraktan aldım
Benim sadık yarim kara topraktır

Koyun verdi, kuzu verdi, süt verdi
Yemek verdi, ekmek verdi, et verdi
Kazma ile dövmeyince kıt verdi
Benim sadık yarim kara topraktır

Adem'den bu deme neslim getirdi
Bana türlü türlü meyve bitirdi
Her gün beni tepesinde götürdü
Benim sadık yarim kara topraktır.
Karnın yardım kazmayınan, belinen
Yüzün yırttım tırnağınan, elinen
Yine beni karşıladı gülünen
Benim sadık yarim kara topraktır

İşkence yaptıkça bana gülerdi
Bunda yalan yoktur herkes de gördü
Bir çekirdek verdim, dört bostan verdi
Benim sadık yarim kara topraktır. Havaya bakarsam hava alırım
Toprağa bakarsam dua alırım
Topraktan ayrılsam nerde kalırım
Benim sadık yarim kara topraktır.


Bütün kusurumu toprak gizliyor
Merhem çalıp yaralarım düzlüyor
Kolun açmış yollarımı gözlüyor
Benim sadık yarim kara topraktır.


Her kim ki olursa bu sırra mazhar
Dünyaya bırakır ölmez bir eser
Gün gelir Veysel'i bağrına basar
Benim sadık yarim kara topraktır
. “ şiirini okuduğunda o küçücük çayevi alkıştan iniliyordu.

Buradan şu sonuca varabiliriz.

Aşık Veysel’in doğaya aşıklığı,sevgisi onun gözlerinin görmeyişinden kaynaklanmıyor.

 Onun inancından,kültüründen ve bulunduğu şartlardan kaynaklanıyor. 

Aşık Veysel şiir yazmıyordu,içinden geldiği gibi söylüyordu. Ondaki hafıza,bilgi birikimi onun gözlerinin görmemesine, kalem tutamamasına mani değildi.

O kalem tutmuyordu ama dünyaya mal olmuş sazı yani bağlamayı tutuyordu.

Geleneği ve yeniliği yaşamasını ve yaşatmasını bilen birisi idi. 

 Aşık Veysel kendisini pek anlatmazdı ama bir şiirinde bakınız ne diyor.  (Karacaoğlan, Dertli, Yunus soyum var>Mansur’a benzeyen bazı huyum var)    Başka bir şiirinde: Elimden bir dolu içtim
Türlü türlü derde düştüm
.”
diyerek  yaşadığı kültürün derinliklerini anlatmaktadır.

  
Aşık Veysel’in oğlu Ahmet Şatıroğlu arkadaşımdır. Görevim gereği Kayseri’den Sivas’a ayda iki defa gider bugünlerin meşhut Madımak otelde bir gece kalır giderken yada dönüşte Şarkışla’ya uğrayıp Cemil Çetin ve Ahmet Şatıroğlu ile birlikte çok güzel günler geçirirdik.

 Ahmet’in anlatımlarında Aşık Veysel’in yaşamında Ahmet Kutsi Tecer’in çok büyük yeri vardır. Onun isminin dünyaya duyurulmasında,Köy Enstitülerinde müzik öğretmenliği yapmasında yine Bedri Rahmi Eyüboğlu, İsmail Hakkı Tonguç,Sabahattin Eyüboğlu ile tanışmasına neden olmuştur. Hasanoğlan, Yıldızeli, Çifteler, Ladik, Gölköy Öğretmen Okulu’nda
müzik eğitim vermesi son derece önemlidir.       Alevi Bektaşi geleneğinde tanrı-Doğa-insan bütünlüğü, devriye anlayışını, öylesine düzgün işlenmiş ki Veysel bu özelliği ile aşıklık geleneğinin dışına bir kez daha çıkmıştır. Hakla hakk olma özelliğini şiirinde dile getiriyor.

Saklarım gözümde güzelliğini
Her nereye baksam sen varsın orada
Kalbimde saklarım muhabbetini
Koymam yabancıyı sen varsın orada
Başka bir şiirinde
Hayyam’a görünmüş kadehte, meyde
Neyzen’e görünmüş kamışta,neyde
Veysel’e görünür mevcut her yerde
Ne sen var ne ben var bir tane Gaffar
  Eğitimin önemini öğrencilerine yada kendisinden sonra gelenlere şiiriyle nasıl anlatıyor. “Dünyanın en zengin aklını gördüm
Sermayesin sordum dedi ki okul.
İnsanlara hizmet yaptığın yardım,
Merhametin duygum dedi ki okul.“ diyor.
 

Tanrı-Doğa-İnsan anleyışı gereği kendi hakk dediği tanrısı ile bakınız nasıl sohbet ediyor. “Kainatı sen yarattın
Her şeyi yoktan var ettin
Beni çıplak dışar attın
Cömertliğin nerde senin.” 
Gözlerinin görmeyişi, onu zaman zaman  etkilemiştir.  Öyle ki: Kuş olsan da kurtulmazdın elimden
Eğer görsem idi göz ile seni
 derken biraz da adeta feleğe kahretme çıkıyor. Dünya tebdil oldu durum değişti,
Kimi aya gider kimi cennete
derken,bilime verdiği önemi anlatmaya çalışmaktadır.   İnsanlar arasında kesinlikle ayrım yapmayan Aşık Veysel bu konudaki düşüncelerini dile getirirken;  Kürt'ü Türk'ü ne Çerkez'iHep Adem'in oğlu kızıBeraberce şehit gazi Yanlış var mı ve neresi  Veysel şiirlerinde hep nasihatta bulunmuştur. Hoşgörünün sevginin elden bırakılmaması gerektiğini şiirlerinde dillendirmiş.

BİR KÜÇÜK DÜNYAM VAR İÇİMDE BENİM,
MİHNETİM, ZULMETİM BANA KAFİDİR,
GÖRENLER DAR GÖRÜR GENİŞTİR BANA,
SOHBETİM, ÜLFETİM BANA KAFİDİR. 
   
TÜRLÜ TÜRLÜ SEDA VERİR AĞAÇLAR  
Yel estikçe dalgalanır dalları
Türlü türlü seda verir ağaçlar
Tertip olmuş kuğu gibi dilleri
Türlü türlü seda verir ağaçlar
Yel değdikçe ince dallar ses verir
Yeşil yaprak etrafına sus verir
Aşılarsan meyvesini has verir
Türlü türlü seda verir ağaçlar

Balta gelir yalağından yadeder
Usta gelir keman yapar ud eder
Yanık sesli kaval ne feryadeder
Türlü türlü seda verir ağaçlar

Davul olur gümbür gümbür gümüler
Zurna olur ince sesle ininler
Gıranata derdlerimi yeniler
Türlü türlü seda verir ağaçlar

Kalem olup her lisanda okuyor
Ana sesi ciğerimi yakıyor
Dallarda çeşitli kuş şakıyor
Türlü türlü seda verir ağaçlar
          

Gülü yetiştirir dikenli çalı
Arı her çiçekten yapıyor balı
Kişi sabır ile bulur kemali
Sabretmeyen maksudunu bulamaz

Abbas Tan


Foto Galeri

   * Foto Galeri ve Slayt İçin Tıklayınız! >>